Profil

Fatma Katırcıoğlu

Sosyolog & Yazar & Aile Danışmanı
1988'in sıcak bir Haziran günüydü, annemin sancıları biraz erken tuttu ve tam da babamla evlilik yıldönümlerinde ben doğdum. Elbette hatırlamıyorum ama böyle anlatıldı, inandım. Aradan geçen yılları çok hatırlamamakla birlikte kendimi Ege Üniversitesi Sosyoloji bölümünde buldum, ardından İstanbul Üniversitesi'nden Pedagojik Formasyon ve Aile Danışmanlığı Sertifikası aldım. Psikoloji kişisel ilgi alanımdır ve gerekli eğitimleri alarak uzmanlaşma girişimlerim devam ediyor. Sayfamda yazılarımı, hikayelerimi, gezilerimi, fotoğraflarımı, içimde saklanan ve belki de ömrüm boyunca ulaşamayacağım kadına dair paylaşımlarımı bulacaksınız.

Bir Çift Yeşil Göz Halbuki

Lise ikideyim ya da üç, anımsayamadım şimdi. Bir gün, yeşil tişört giyip üzerine beyaz okul gömleğimi almışım, tamamen tesadüf, o gün öyle denk gelmiş. Sınıfta bazı arkadaşlarım "Gözlerinin rengi ortaya çıkmış, hep yeşil giy," vs demiş, hoşuma gitmiş tabii, ergeniz sonuçta.

Felsefe grubu derslerine giren, orijinal bulduğumuz bir hocamız var, onun dersindeyiz, Sosyoloji ya da Mantık, bunu da anımsayamıyorum. Beyefendi durduk yere yanıma geliyor o günkü derste, tepemde beklemeye başlıyor, sınıf da -ne hikmetse- sessiz o an, normalde gürültüden hoca duyulmaz. Orada duraksadığı için arkadaşlar iyice suskunlaşıyor, fısıltı dahi kalmıyor ortamda ve hoca bir süre bana baktıktan sonra "Fatma, bugün saçlarını değişik yapmışsın, yeşil tişört giymişsin, gözler de yeşil, tam bir çayır kurbağası gibi görünüyorsun!" diyor!?/):(/&?/!

Evet, tam olarak böyle söylüyor. Bazı arkadaşlar kahkahalar patlatıyor, bazıları donmuş gibi, vereceğim tepkiyi kaçırmak istemediklerinden beni izliyor. Ben ise şaşkınım, ne kadar çirkin olabilirim ki, diyorum içten içe. Hocaya tek sözcük edememenin burukluğu boğazımda, hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorum. O da söyleyip geçiyor öte yandan, uzamıyor mevzu. On altı yaşında bir genç kız olarak öz güvenim yerle bir oluyor. O cümlelerin sahibi haset bir sınıf arkadaşı değil çünkü, her sözünü önemsediğim, saygı duyduğum bir öğretmen ve de büyüğüm.

O günün üzerimde ne derece etki ettiğinin ayrımında değilim fakat çok sonra anımsamıştım ki sınıftaki tek renkli gözlü kız öğrenci bendim. Yine de istanbul gibi kalabalık ve hemen her tipte insanın olduğu bir şehirde, ilk defa karşılaşılan bir göz rengi olmasa gerek bendeki. Çocuk Gelişimi, Sınıf Yönetimi vb. dersler almış ve de Felsefe öğrenmiş bir eğitimcinin küçücük bir kız çocuğuyla derdi ne imiş ki? Tahminlerim olmakla birlikte hala net bir yanıtım yok.

Benzer birkaç anım daha var, akran zorbalığına maruz kalmadım ben hiç fakat öğretmen zorbalığıyla birçok kez muhatap oldum. Beni neden rakip gördüklerini de hiç anlamadım. Üzerimden şaka kasarak dikkatini çekmeye çalıştığı kişi kimdi, bilmiyorum. Belki de hoş bulduğu bir kız öğrenci vardı; öğrencisi ile evlenen öğretmen hikayelerine uzak bir ülke değiliz. Nihayetinde bir sürü ihtimal var ve hepsi de aynı oranda doğruluk-yanlışlık payı taşıyor.

Küçükken de annemden, babamın benim için "Bu kız çakır gözlü, bundan hayır gelmez," ve benzeri şeyler söylediğini epey dinledim. Üstelik Karadenizliyiz, bizim ailede sadece bende olsa da, çevremizde beyaz ten ve renkli göz nadir bulunan özellikler değil. Hemen herkes açık tenli zaten. Renkli gözlü olmayan da ela falan. 

*

*

Tek tek anıp yaralarımı deşmek niyetinde değilim, örneklere son veriyorum. Özetle, hayatım, diğerlerinden farklı olan özelliklerimle dalga geçilmesine maruz kalarak ve anormal olduğuma inandığım için ses çıkaramayarak geçti. Lakin lise son sınıfta yavaş yavaş kavramaya başladığım fakat üniversitede ancak net bir biçimde idrak edebildiğim şu oldu; özel bir yüze, bedene ve hatta bazı özel huylara sahiptim. İnsanlara benzemeyen niteliklerimin "kötü" olmadığına uyanışım yaklaşık yirmi (20!) yılımı aldı.

Bu toplumda -aile ortamı da dahil- herkesin dışlamasına, sizi aşağı çekmesine, kendisinde olmayan yönlerinizi kötülemesine maruz kalırsınız. Belim standart bedene nazaran ince olduğu ve hiçbir kıyafet terzi müdahalesi olmadan vücuduma oturmadığı için ağlamaya yüz tuttuğum vakitleri hatırlıyorum. Çünkü "Farklıysa kötüdür," algısıyla büyütülmüştüm. Aynı şekilde saçlarım düz değil dalgalı diye, herkesinki koyu tonlardayken benimki açık kumral diye, onlar sevgili peşinde heba olurken tiyatro ekibine katılmaya çalışıyorum diye... Örnek sayısı sonsuz, maalesef.

Fakat Nietzche’nin dediği gibi; "Babam papaz olmasaydı, belki de dini sorgulamazdım. Migren ağrılarıyla boğuşmasaydım acının zihinde yarattığı gelişimi fark edemeyebilirdim."

Ben de diyorum ki; farklılıklarım yüzünden bu kadar olumsuz anı biriktirmemiş olsaydım, farklı ve nadide şeylerin ne denli kıymetli olduğuna belki de ömrüm boyunca ayamayacaktım.

Teşekkürler, Felsefeci Olben Hoca. İyi ki o gün beni çayır kurbağasına benzetmişsin. Peri kızı gibiymişim halbuki... Umarım seni, ruhsal ve görsel çirkinliğine olan nefretini bitirecek kadar seven birini bulmuşsundur. Sanmıyorum ancak umuyorum yine de.

Son olarak, bütün nefret dolu zihinlere sonsuz sevgi diliyorum; çok sevilsinler ki diğer insanlarla ve üzerlerine vazife olmayan meselelerle uğraşacak vakitleri kalmasın.

Eylül 2021

Yorum Yap