Profil

Fatma Katırcıoğlu

Sosyolog & Yazar & Aile Danışmanı
1988'in sıcak bir Haziran günüydü, annemin sancıları biraz erken tuttu ve tam da babamla evlilik yıldönümlerinde ben doğdum. Elbette hatırlamıyorum ama böyle anlatıldı, inandım. Aradan geçen yılları çok hatırlamamakla birlikte kendimi Ege Üniversitesi Sosyoloji bölümünde buldum, ardından İstanbul Üniversitesi'nden Pedagojik Formasyon ve Aile Danışmanlığı Sertifikası aldım. Psikoloji kişisel ilgi alanımdır ve gerekli eğitimleri alarak uzmanlaşma girişimlerim devam ediyor. Sayfamda yazılarımı, hikayelerimi, gezilerimi, fotoğraflarımı, içimde saklanan ve belki de ömrüm boyunca ulaşamayacağım kadına dair paylaşımlarımı bulacaksınız.

Martı

Bir martı yükseliyor önünde gözlerinin

Geçiriyorsun içinden "Bu ne böyle ne çirkin!"

Değiştiriyor yönünü martı

Alçalıyor maviliklerden uzandığın yeşilliklere

Yanaşıyor yakınına, bakman için kirpikli güzelliğine 

‘Affet’ deme arzusu canlanıyor yüreğinde

Dilimi bilir mi ki tereddütü yaşıyorsun

Anlamasını dileyerek haykırıyorsun gözlerinin içine

"Sandığından da güzelsin."

 

Şaşkın şaşkın izliyor seni, daha bir sokuluyor

Sürtünüyor tenine, hisset diye yumuşaklığını tüylerinin

Büyüleniyorsun

"Sandığımdan da güzelsin."

 

Martı senden şaşkın

İnanmıyor beğenildiğine

Yerleşiyor omzuna

Eşlik ediyor sana çıkmaya korktuğun bir yolda

Daha önce yalnızca bir kere gittiğin

Geçen zaman uzunmuş unutturacak kadar güzergahı

Ama martının yoldaşlığı güven veriyor

Uzaklaştırıyor endişelerinden

Başlıyor bir yolculuk, bitmemesi için dua ettiren

 

Birkaç kilometreden sonra değişiyor tenine hissettirdiği

Okşarken yeni doğmuş bir bebekmişsin gibi

Tırmalamaya başlıyor intikam alırcasına

 

Neyin intikamı bu?

Uzaktan bakarak "çirkin" dediğin için mi?

Hayır.

Kendi güzelliğinden emin olan etkilenir mi senin tanımından?

Omzundaki yerini onun emrivakisiyle kabul ettiğin için mi?

Hayır.

Kovalamadın ki, hoşnuttun yoldaşlığından.

 

Bin bir seçenek sunuyorsun kendine

Hiçbiri yanıt değil.

Yanıt senin sandığın kadar karmaşık değil.

Basit.

Yüzeysel.

Sıradan.

Herkesten, her şeyden beklenen.

Normal denilen.

En olması gereken.

 

Nedir o?

 

Martının isteği bir omuzdu sadece,

Birkaç saniye dinlenmek istedi

Hayranlıkla bakan gözler üzerinde.

Kim olsa yanaşacaktı huzurla doğanın tadını çıkaran

Zarar vermeye başlayacaktı omzunda yer edindiğini anladığı an.

O günkü piyango çıktı sana

Yok hiçbir anlamı başka.

 

Bir de iz bırakıyor üstelik.

Bilinmez çok beğendiğinden midir nedir?

İstemiyor aynı ışıltıyla başka bir martıya bakmanı.

Batırıyor sağ gözüne gagasını.

Uçuyor aceleyle

Bulutların arasında kayboluncaya çırpıyor kanatlarını.

 

O yok olurken ellerinle gözlerini kapatıyorsun.

Sızın dayanılmaz.

"Neden?"den başka kelime dökmüyor dudakların.

Hala bir mana arıyorsun güdüsel hayatında hayvanların.

 

Ağlıyorsun.

Bir gün,

İki gün,

Altı gün,

İki hafta,

Üç ay,

Bir sene,

On dokuz ay,

Gözlerin eskisi gibi bakamayacak kadar.

 

Parlamıyor,

Parlayamıyor,

Işık saçmıyor,

Saçamıyor,

Buğulu.

Mutluyken bile mutsuz görünecek kadar hüzünlü,

Ancak yakınına girince ayırt edilen o gaga izinden ötürü.

 

Martıları sevmiyorsun artık

Zaten pek sevmezdin

Ama şimdi onun bıraktığı iz

Başka kuşları da sevememe sebebin.

Sağ gözünü kaybetmek yeterince kanattı

Temennin solun sana kalması.

 

"Ne sevmek yetiyor bazen ne çok eskiden karşılaşmak"

Ne de şeffaf hissetmek bakışları karşısında birinin 

Zırhlarını, aşılmaz duvarlar örmen gereken bir yerde kaldırdığını fark ediyorsun

Kurtulduğunda etkisinden görünmezliğinin.

Mart 2019

Yorum Yap